Nöbetçi Eczane

Bilecik'in merkez ve ilçelerinin güncel nöbetçi eczanelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.
Haber Tarihi: 16 Aralık 2017, Saat 17:40 2 Yorum

» Darbe Gecesi neden Orduda Değildim?

Darbe Gecesi neden Orduda Değildim?

Bu haberi sosyal medyada paylaş



Eınir mühimdir nihayetinde bu meslekte. “Ne olduğun önemli değil sen bana duymak istediğimi söyle. Bu bir emirdir?” Olabilir. Çünkü her emir bir momentten oluşur der Çenetti. Moment, emri alanı emrin içeriğine uygun eylemde bulunmaya zorlar. Ama aynı zamanda her emir bir sızıdan oluşur diye devam eder aynı cümle. “Bu sızı yıllar geçse de ortaya çıkabilir.

 

Bunun sebebi çok açık. En azından benim için. Ama doğru başlık şöyle olmalıydı. Darbe gecesi neden rütbeli değil mi?

 

 

Bu soru bizi 1990’lı yıllara götürür. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordur. Botlarımız fena halde su alıyor ve televizyonda aksam ha­berleri çok erken başlıyordur. Ölümler bugünkü kadar canlı değildir, ölüme daha çok benziyordur o zaman. Mili Güvenlik dersine işte giren bir albay ve aylardan genelde olduğu gibi Aralık ayıdır.
Askeri Liseler için form dolduruyoruz. Yağmur bunu biliyormuş gibi yağıyor. Asker olmayı ilk ne zaman istediğimi hatırlamıyorum. Buna Bosna Savası etki etmiş olacak. Çünkü ilkokul bitmemişken daha televizyonda bomba izliyor, olup biteni gördükçe yerin dibine doğru büyüyorduk. Bosna çağırıyor, duyuyorduk. Şehrimizde kara bulutlar vardı. Sen söyle bakalım, ne olacaksın diye soruyordu öğretmen, kas­vetli havaya bakıp asker diyordum, hımm asker demek, neden asker diye ardını arıyordu, neden olacak, Bosna’ya gitmek için öğretmenim, gunun cevabı tabi ki bu olmuyordu, günün cevabı astronot. Sormak istiyordum aslında Bosna’ya gitmeyen aya gidebilir mi?

 

 

Darbe gecesi neden rütbeli değildim? Güzel soru.
Ama bundan önce sigaraya neden başlamadığımı anlatmam gerek. Çünkü daha sonra tam da Strasbourg’ta bir astronot, bir sigara ikonu veya bir Lahey değil bilakis insan için mahkeme kurulmasından hemen sonra 60 darbesi olmuş, fakat Refik Fersan’ın anılarını o yağmurlu günlerde okumamıştım ben daha. Okuyunca askerliğe karşı şevkim kırılacak, sonra sigaraya başlayacaktım. Çünkü o satırlarda ihtilâlin atadığı radyo komutanı, adı neydi Kenan mı, Refik Fersan’a bakıp -ki kendisi büyük bestekâr- şöyle diyecekti, “Ne iş yaparsın sen?” Ve bu konuşmadan birkaç gün sonra onca sene feragât-i nefs ile hizmet eden yetmiş yaşın­daki sanatkârın işine son verecekti.

 

 

Orduya dair onca vakıa içinde bana yalnız bu dokun­madı tabi ki sayın kardeşim, bu saçma olur, ama ülkenin kaderine idam kadar tesir eden başka bir ölüm vardı burada. Derin olan her şeye hızla düşman kesile bir sağlık.

 

 

Doğrusu benim askerliğe karşı derin hislerim vardı. Bir kadın hatır­lıyordum nato müdahale ettiği gün. Allah razı olsun diye bağırıyordu bizim kara yağız bir askere, başkasına değil bize, ince bir yağmur çiseliyor, kucağındaki bebeyi kaldırıp Boşnakça bir şey söylüyordu. Hayatımda böyle bir Allah razı olsun duymamıştım hiç. Sırf bu yüzden sigaraya başlamadım, ne kadar bi fırt be oğlum deseler de, orta sonda askeriye vardı, mülakatta koşuyordun çünkü koşarken tıkanmanın âlemi yoktu.

 

 

Darbe gecesi, ne geceydi ama Allah korudu. Tamamen kulduk. Rütbeli değil.
Bunun cevabı çok basit. Mülakatta bir soruya doğru bildiğim cevabı verdim. Kafama göre. Soru neden askerlik mesleği? Daha yazarken beni burdan elerler demiştim. Kulaktan kulağa gezen o meşhur tüyoları kullanmak istemedim yine de. Neden asker olmak istiyorsun, çünkü üniforma, çünkü şu, çünkü bu. Herkes kendilerinden isteneni söyleyip geçiyordu. Kapalı annelerin oğulları için basını açmasına hiç girmiyorum. Bu mülakat resmen riya üzerine kurulmuştu. Bilerek veya bilmeyerek. Resmen ben senin doğrularınla ilgilenmiyorum, bana duymak istediklerimi söyle yeter diyen biri vardı karşımızda. Köklü bir gelenek yerine zengin bir zorba gibi. Sanki seni hiç Bosna’ya göndermeyecek gibi. Bunca yağmur sanki hiç yağmıyormuş gibi. Yok­sa acaba diyorum simdi bu bir tür ilk emir alış verisi miydi? Emir mü­himdir nihayetinde bu meslekte. “Ne olduğun önemli değil sen bana duymak istediğimi söyle. Bu bir emirdir?” Olabilir. Çünkü her emir bir momentten oluşur der Canetti. Moment, emri alanı emrin içeriğine uy­gun eylemde bulunmaya zorlar. 0 zaman belki de bu bir yöntemdir, ha? Ama aynı zamanda her emir bir sızıdan oluşur diye devam eder aynı cümle. “Bu sızı yıllar geçse de ortaya çıkabilir.”

 

 

Çok tanıdık geliyor değil mi? Ben söylemedim ama önemli değil, ne gerek vardı şimdi onca yalana? Çocuklardan hiçbiri garanti meslek diye girmemişti bu sınava yani. Hiçbiri ordu evleri, tatil koyları, lojmanları filan düşünmemişti. Namazla aran nasıl, dua eder mi­sin ara sıra? Ne zaman mesela? Mesela çok korkunca. Hayır, hiçbiri dua etmezdi, korkmazdı hiçbiri. Asker korkmaz! On dört yaşında yığınla çocuk göz göre göre, korkmadan yalan konuşuyordu mülakatta.

SİLVAN ALPOĞUZ

 

Kaynak:Cins

Eınir mühimdir nihayetinde bu meslekte. “Ne olduğun önemli değil sen bana duymak istediğimi söyle. Bu bir emirdir?” Olabilir. Çünkü her emir bir momentten oluşur der Çenetti. Moment, emri alanı emrin içeriğine uygun eylemde bulunmaya zorlar. Ama aynı zamanda her emir bir sızıdan oluşur diye devam eder aynı cümle. “Bu sızı yıllar geçse de ortaya çıkabilir.

 

Bunun sebebi çok açık. En azından benim için. Ama doğru başlık şöyle olmalıydı. Darbe gecesi neden rütbeli değil mi?

 

 

Bu soru bizi 1990’lı yıllara götürür. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordur. Botlarımız fena halde su alıyor ve televizyonda aksam ha­berleri çok erken başlıyordur. Ölümler bugünkü kadar canlı değildir, ölüme daha çok benziyordur o zaman. Mili Güvenlik dersine işte giren bir albay ve aylardan genelde olduğu gibi Aralık ayıdır.
Askeri Liseler için form dolduruyoruz. Yağmur bunu biliyormuş gibi yağıyor. Asker olmayı ilk ne zaman istediğimi hatırlamıyorum. Buna Bosna Savası etki etmiş olacak. Çünkü ilkokul bitmemişken daha televizyonda bomba izliyor, olup biteni gördükçe yerin dibine doğru büyüyorduk. Bosna çağırıyor, duyuyorduk. Şehrimizde kara bulutlar vardı. Sen söyle bakalım, ne olacaksın diye soruyordu öğretmen, kas­vetli havaya bakıp asker diyordum, hımm asker demek, neden asker diye ardını arıyordu, neden olacak, Bosna’ya gitmek için öğretmenim, gunun cevabı tabi ki bu olmuyordu, günün cevabı astronot. Sormak istiyordum aslında Bosna’ya gitmeyen aya gidebilir mi?

 

 

Darbe gecesi neden rütbeli değildim? Güzel soru.
Ama bundan önce sigaraya neden başlamadığımı anlatmam gerek. Çünkü daha sonra tam da Strasbourg’ta bir astronot, bir sigara ikonu veya bir Lahey değil bilakis insan için mahkeme kurulmasından hemen sonra 60 darbesi olmuş, fakat Refik Fersan’ın anılarını o yağmurlu günlerde okumamıştım ben daha. Okuyunca askerliğe karşı şevkim kırılacak, sonra sigaraya başlayacaktım. Çünkü o satırlarda ihtilâlin atadığı radyo komutanı, adı neydi Kenan mı, Refik Fersan’a bakıp -ki kendisi büyük bestekâr- şöyle diyecekti, “Ne iş yaparsın sen?” Ve bu konuşmadan birkaç gün sonra onca sene feragât-i nefs ile hizmet eden yetmiş yaşın­daki sanatkârın işine son verecekti.

 

 

Orduya dair onca vakıa içinde bana yalnız bu dokun­madı tabi ki sayın kardeşim, bu saçma olur, ama ülkenin kaderine idam kadar tesir eden başka bir ölüm vardı burada. Derin olan her şeye hızla düşman kesile bir sağlık.

 

 

Doğrusu benim askerliğe karşı derin hislerim vardı. Bir kadın hatır­lıyordum nato müdahale ettiği gün. Allah razı olsun diye bağırıyordu bizim kara yağız bir askere, başkasına değil bize, ince bir yağmur çiseliyor, kucağındaki bebeyi kaldırıp Boşnakça bir şey söylüyordu. Hayatımda böyle bir Allah razı olsun duymamıştım hiç. Sırf bu yüzden sigaraya başlamadım, ne kadar bi fırt be oğlum deseler de, orta sonda askeriye vardı, mülakatta koşuyordun çünkü koşarken tıkanmanın âlemi yoktu.

 

 

Darbe gecesi, ne geceydi ama Allah korudu. Tamamen kulduk. Rütbeli değil.
Bunun cevabı çok basit. Mülakatta bir soruya doğru bildiğim cevabı verdim. Kafama göre. Soru neden askerlik mesleği? Daha yazarken beni burdan elerler demiştim. Kulaktan kulağa gezen o meşhur tüyoları kullanmak istemedim yine de. Neden asker olmak istiyorsun, çünkü üniforma, çünkü şu, çünkü bu. Herkes kendilerinden isteneni söyleyip geçiyordu. Kapalı annelerin oğulları için basını açmasına hiç girmiyorum. Bu mülakat resmen riya üzerine kurulmuştu. Bilerek veya bilmeyerek. Resmen ben senin doğrularınla ilgilenmiyorum, bana duymak istediklerimi söyle yeter diyen biri vardı karşımızda. Köklü bir gelenek yerine zengin bir zorba gibi. Sanki seni hiç Bosna’ya göndermeyecek gibi. Bunca yağmur sanki hiç yağmıyormuş gibi. Yok­sa acaba diyorum simdi bu bir tür ilk emir alış verisi miydi? Emir mü­himdir nihayetinde bu meslekte. “Ne olduğun önemli değil sen bana duymak istediğimi söyle. Bu bir emirdir?” Olabilir. Çünkü her emir bir momentten oluşur der Canetti. Moment, emri alanı emrin içeriğine uy­gun eylemde bulunmaya zorlar. 0 zaman belki de bu bir yöntemdir, ha? Ama aynı zamanda her emir bir sızıdan oluşur diye devam eder aynı cümle. “Bu sızı yıllar geçse de ortaya çıkabilir.”

 

 

Çok tanıdık geliyor değil mi? Ben söylemedim ama önemli değil, ne gerek vardı şimdi onca yalana? Çocuklardan hiçbiri garanti meslek diye girmemişti bu sınava yani. Hiçbiri ordu evleri, tatil koyları, lojmanları filan düşünmemişti. Namazla aran nasıl, dua eder mi­sin ara sıra? Ne zaman mesela? Mesela çok korkunca. Hayır, hiçbiri dua etmezdi, korkmazdı hiçbiri. Asker korkmaz! On dört yaşında yığınla çocuk göz göre göre, korkmadan yalan konuşuyordu mülakatta.

SİLVAN ALPOĞUZ

 

Kaynak:Cins

http://haber228.com/wp-content/uploads/2017/12/köşe-yazısı-darbe-gecesi-eden-orduda-değildim.jpg
Darbe Gecesi neden Orduda Değildim?


2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Okuyucu

Elinize sağlık güzel uğraşmışsınız güzel olmuş

Tarih

Bu kadar geniş bir perspektiften bakarak,bir yazı ancak bu kadar güzel yazılır. Sizi tebrik ederim.