KIRMIZI ELMA AĞACININ ALTINDA YİNE GÖRÜŞECEĞİZ – Bilecik Haber | Haber228 | Bilecik Haber | Haber228

Nöbetçi Eczane

Bilecik'in merkez ve ilçelerinin güncel nöbetçi eczanelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.
Haber Tarihi: 19 Mayıs 2018, Saat 15:18 0 Yorum

» KIRMIZI ELMA AĞACININ ALTINDA YİNE GÖRÜŞECEĞİZ

KIRMIZI ELMA AĞACININ ALTINDA YİNE GÖRÜŞECEĞİZ

Bu haberi sosyal medyada paylaş



Bana ailem, kitaplarım ve yayınevleri hakkında sorular sorardı… Aramızda 20 yaş vardı, ama konuşurken o fark hiç hissedilmiyordu. Sadece büyük insanlar başka insanların seviyelerine inebilir. Öğretmenler gibi.

 

İsnam Talyiç’i yazmak benim için şahsi tecrübelerimi bütünüyle dışarıda bırakarak yapabileceğim bir şey değil. Onu taniyor musunuz? Onu tanımalısınız. İsnam Talyiç, Bosna-Hersek’te, Balkanlar’da ve bazı uluslararası platformlarda da eserleri ile büyük izler bırakmış gerçekten’ büyük bir yazar; özelikle Srebrenitsa’ romanı, bugün hâlihazırda Türkiye ve Malezya başta olmak üzere pek çok ülkenin okullarında okutulmaktadır.

 

 

Bu, Bosna-Hersek gibi, küçük bir ülkeden gelen bir edebiyatçı için büyük bir onurdur. Onun yazdıklarını bütün dünyaya duyurmak ise bugün büyük önem taşıyor. Tarihin kırılma anlarını unutmamak için kitap ambleminde filmler çekilir ve tiyatro gösterileri yapılır. Aslında sanat, tam olarak budur işte. Bi bu amaçla yapılır. Çünkü ancak bu sayede kadar tarihi, savaşları ve neleri kaybettiğimizi anlayabiliriz. Tarihe iz bırakmış bütün büyük olaylar da bu şekilde anlatılabilir ve aktarılabilir. Sanat olmasaydı geçmişimizde kaybolurduk.

 

 

Kabul etmeliyiz ki, okullarda okutulan tarih dersleri, benzer kalıplardan ve politik yönelimlerden bütünüyle bağımsız değil. Ve ezbere dayalı olduğu için, onları aklımızda tutamıyoruz çoğunlukla. Oyuncular, yönetmenler ve ya zarlar olmasaydı bütün önceki yaşadıklarımız hafızalarımızdan silinip gidecekti. Bugünümüz de, bir gün geçmiş olacak. Çoğu insan bu çıplak gerçeği bu netlikte kabul etmek istemese de bu, böyle olacak. İsnam Talyiç ise bu gerçeği çok iyi biliyordu. Hayatini yazmaya adadı ve bize 11’i roman olmak üzere toplamda 37 kitap bıraktı. Ve emin olun hepsi iyi ‘işler’di Yasadığı binadan çıkarken, elinde Lyubuski şehrine götüreceği içi kitap dolu büyük bir koli vardi ve kuvvetli görünüşüne rağmen kolinin ağırlığından dolayı eğilmek zorunda kolluyordu.

 

Apartmanı, Sarayevo’nun en güzel semtinde bulunsa da, homurdanmaya başlamıştı Çünkü toplu taşıma bulamıyordu. Ona bakıp kendimi gülmekten alkoyamadım. Ama bu ona hiç komik gelmemişti. Ve o gün hiç unutmayacağım o yolculuğa beraber çıktık. Bu yolculukta ne dramatik bir şey oldu: ne de muhteşem bir şey… Yolculuğumuz sakindi ve İsnam’ın bilgi dolu konuşmalarıyla geçiyordu. Tıpkı kitaplarındaki gibi, onun sözleri, kitaplara harflerle yazdığı gibi insanin beynine kazınıyordu Ailesi, hayati, memleketi ve başlangıçları hakkında konuşuyordu…

 

Sonra bir restorana oturunca hikaye bambaşka bir yere giderdi, mesela nerde en ica’nın iyi börek yenir, bilirdi ve onu anlatırdı. Bana ailem, kitaplarım ve yayınevleri hakkında sorular sorardı…

 

Aramızda yirmi yaş vardı, ama konuşurken o fark hiç hissedilmiyordu. Sadece büyük insanlar başka insanların seviyelerine inebilir. öğretmenler gibi Benim soyadımı söylerken, tek bir hece olarak söylemen gerek, hızlı, uzatmadan demişti. Hediyesine bakıyordu; ona ithafen yeni basılı romanım. “Romanını kim düzenledi? Nerde basılmış? Srebrenitsa ile ilgili mi? Hediyeni ver da çantama koyayım, unuturum yoksa. Neredeyse varacağımız yere Adriyatik Denizi’nin kokusunu buram buram soluyabileceğiniz o kasabaya kadar böyle sorular sordu. Kasabaya, geldiğimizde, yönetmen do Huseinoviç bize katıldı ev sahipliği yapanların misafirperverliğine isnam’ın büyük saygısı ardı.

 

Moladan sonra bize şehir gezisini düzenlediler. Yeni restore edilen Krehic camiini de ziyaret ettik. Camii zaten benim atalarımdan biri tarafından inşa edilmişti. Camiye girdiğimizde isnam, hüzünlü bir sesle şöyle dedi: “Bak senin gelebileceğin bir yerin var mini kaybettiğin akrabalarına rastladın… Seni davet ediyorlar. siniz… Ben… Benim doğduğum yerde, kimsem yok… Ora da iletişime geçecek kimsem yok… Vlasenica. İsnam Talyiç’in doğduğu yer. Bosna-Hersek’in kuzeydoğu’sunda bulunan bir kasaba ve savaş esnasında tam anlamıyla katliama kurban gitmiş.

 

Yapılan eziyetleri burada yazmayacağım ama ya sananlar, isnam Talyiç’in üzerinde çok derin yaralar bırakmıştı ve o yaralarını yazarak iyileştirmeye çalışmıştı Romanında, büyük acısını şu sözlerle anlatıyordu: Bir zamanlar var olan Vlasenica artık o Lasenica değil. Hiçbir zaman da olmayacak. 1992 senesinde Vlasenica var olmaktan tamamen vazgeçti çünkü en zalim şekilde yok edildi. Eğer hâlâ daha Vlasenica diye bir yer haritalarda gözüküyorsa, o haritalar ya eskidir ya da ayniları yeniden basılmıştır. Vlasenica artık sadece hayallerde ve hafizalarda olabilir. Bu da ancak edebi kurgu ile mümkündür. Vlasenica nın ambleminde 1244 senesi yazıyordu.

 

Bir kasaba, ne kadar eski olursa olsun, onun tarihini gençlere anlatacak bir yasa- yani yoksa o kasabayı yaşatmak da mümkün değildir. O kasabada yaşayanlar, 1992 yılının ilkbahar ve yaz mevsimleri arasında, ya öldürülmüşler ya da kovulmuşlar Ljubuski kasabasında ismi “Feyzic Bahçesi” olan yerde birkaç dakika içinde etkinlikler başlayacaktı ve insanlar her yeri doldurmuştu. Mantıklı olan, ilk konuşmayı bir sürü ödül almış ve onlarca eser üretmiş isnam Taljic’in yapmasıydı. Üstelik Taljic, yaş olarak da bizden büyüktü.

 

Tam o sırada yanıma Faruk Jakic geldi ve İsnam ile konuştuğunu, onun ilk konuşmayı benim yapmamı istediğini söyledi. Doğduğum kasabada, akrabalarımın ve eski aile dostlarımın önünde beni onurlandırdı kimilerine küçük gelebilir, ama değil. Özellikle yaşadığımız ego dolu günlerde bu dolu bir mükemmel gecede sohbetimizi bir türlü bitiremiyorduk.

 

Çok kalabalıktık ve herkes konuşuyordu… Programdan son- bizim dostumuz Faruk Jakic’in bahçesinde saatler süren sohbete dostluk çok güzeldi. Hatta ertesi gün bile devam ettik: sabah kahından başlayarak, sonra dönüş yolunda kahve ve börek molaları valt vererek Sarayevo ya geldik.

 

Yıldızlarla dolu bir mükemmel gecede sohbetimizi bir türlü bitiremiyorduk. Çok kalabalıktık ve herkes konuşuyordu… Programdan sonra, bizim dostumuz Faruk Jakic’in bahçesinde saatler süren sohbet ve dostluk çok güzeldi. Hatta ertesi gün bile devam ettik: sabah kahvaltısından başlayarak, sonra dönüş yolunda kahve ve börek molaları vererek Sarayevo’ya geldik. Aylar sonra bir gün: Cep telefonum çaldı ve ekranda İsnam Taljic, yazıyordu. Büyük ihtimalle eylül sonuydu. “Bir kahve içersek çok memnun olurum… Haydi haberle ikimizin de müsait bir zamanında…” dedik Ama… Yetişemedik. 12 Ekim tarihinde erken saatlerde dostum ve arkadaşım Mirnes Kovaç tan mesaj geldi İsnam Taljic öldü…

 

Dün gece Hayatın tek ve geçici olduğunu bildiğim halde; insan yine de kala kalıyor. Hatıralar başlıyor… Geçmişimizden en güzel hatıra fotoğrafları çıkarmak gerek. Haberi aldıktan birkaç dakika sonrası, fotoğraf albümümü açtım ve isnam ile çektirdiğim son fotoğraflara Bu dünyada bizim son görüşmemiz…

 

İsnam’in gidisi ile ilgili haberler medyaya çok çabuk ulaştı. Bir tane veda yazısı hep hatırlayacağım ve yazının başlığı, isnam’in yazdığı Fatih Sultan Mehmet, Boşnaklar ve Bosna ile ilgili olan romanın başlığını taşıyordu.

 

“Kırmızı elma ağacının altında yine görüşeceğiz”

Evet, tam olarak öyle…

EDİN KREHİÇ

 

 

Kaynak: Cins

Bana ailem, kitaplarım ve yayınevleri hakkında sorular sorardı… Aramızda 20 yaş vardı, ama konuşurken o fark hiç hissedilmiyordu. Sadece büyük insanlar başka insanların seviyelerine inebilir. Öğretmenler gibi.

 

İsnam Talyiç’i yazmak benim için şahsi tecrübelerimi bütünüyle dışarıda bırakarak yapabileceğim bir şey değil. Onu taniyor musunuz? Onu tanımalısınız. İsnam Talyiç, Bosna-Hersek’te, Balkanlar’da ve bazı uluslararası platformlarda da eserleri ile büyük izler bırakmış gerçekten’ büyük bir yazar; özelikle Srebrenitsa’ romanı, bugün hâlihazırda Türkiye ve Malezya başta olmak üzere pek çok ülkenin okullarında okutulmaktadır.

 

 

Bu, Bosna-Hersek gibi, küçük bir ülkeden gelen bir edebiyatçı için büyük bir onurdur. Onun yazdıklarını bütün dünyaya duyurmak ise bugün büyük önem taşıyor. Tarihin kırılma anlarını unutmamak için kitap ambleminde filmler çekilir ve tiyatro gösterileri yapılır. Aslında sanat, tam olarak budur işte. Bi bu amaçla yapılır. Çünkü ancak bu sayede kadar tarihi, savaşları ve neleri kaybettiğimizi anlayabiliriz. Tarihe iz bırakmış bütün büyük olaylar da bu şekilde anlatılabilir ve aktarılabilir. Sanat olmasaydı geçmişimizde kaybolurduk.

 

 

Kabul etmeliyiz ki, okullarda okutulan tarih dersleri, benzer kalıplardan ve politik yönelimlerden bütünüyle bağımsız değil. Ve ezbere dayalı olduğu için, onları aklımızda tutamıyoruz çoğunlukla. Oyuncular, yönetmenler ve ya zarlar olmasaydı bütün önceki yaşadıklarımız hafızalarımızdan silinip gidecekti. Bugünümüz de, bir gün geçmiş olacak. Çoğu insan bu çıplak gerçeği bu netlikte kabul etmek istemese de bu, böyle olacak. İsnam Talyiç ise bu gerçeği çok iyi biliyordu. Hayatini yazmaya adadı ve bize 11’i roman olmak üzere toplamda 37 kitap bıraktı. Ve emin olun hepsi iyi ‘işler’di Yasadığı binadan çıkarken, elinde Lyubuski şehrine götüreceği içi kitap dolu büyük bir koli vardi ve kuvvetli görünüşüne rağmen kolinin ağırlığından dolayı eğilmek zorunda kolluyordu.

 

Apartmanı, Sarayevo’nun en güzel semtinde bulunsa da, homurdanmaya başlamıştı Çünkü toplu taşıma bulamıyordu. Ona bakıp kendimi gülmekten alkoyamadım. Ama bu ona hiç komik gelmemişti. Ve o gün hiç unutmayacağım o yolculuğa beraber çıktık. Bu yolculukta ne dramatik bir şey oldu: ne de muhteşem bir şey… Yolculuğumuz sakindi ve İsnam’ın bilgi dolu konuşmalarıyla geçiyordu. Tıpkı kitaplarındaki gibi, onun sözleri, kitaplara harflerle yazdığı gibi insanin beynine kazınıyordu Ailesi, hayati, memleketi ve başlangıçları hakkında konuşuyordu…

 

Sonra bir restorana oturunca hikaye bambaşka bir yere giderdi, mesela nerde en ica’nın iyi börek yenir, bilirdi ve onu anlatırdı. Bana ailem, kitaplarım ve yayınevleri hakkında sorular sorardı…

 

Aramızda yirmi yaş vardı, ama konuşurken o fark hiç hissedilmiyordu. Sadece büyük insanlar başka insanların seviyelerine inebilir. öğretmenler gibi Benim soyadımı söylerken, tek bir hece olarak söylemen gerek, hızlı, uzatmadan demişti. Hediyesine bakıyordu; ona ithafen yeni basılı romanım. “Romanını kim düzenledi? Nerde basılmış? Srebrenitsa ile ilgili mi? Hediyeni ver da çantama koyayım, unuturum yoksa. Neredeyse varacağımız yere Adriyatik Denizi’nin kokusunu buram buram soluyabileceğiniz o kasabaya kadar böyle sorular sordu. Kasabaya, geldiğimizde, yönetmen do Huseinoviç bize katıldı ev sahipliği yapanların misafirperverliğine isnam’ın büyük saygısı ardı.

 

Moladan sonra bize şehir gezisini düzenlediler. Yeni restore edilen Krehic camiini de ziyaret ettik. Camii zaten benim atalarımdan biri tarafından inşa edilmişti. Camiye girdiğimizde isnam, hüzünlü bir sesle şöyle dedi: “Bak senin gelebileceğin bir yerin var mini kaybettiğin akrabalarına rastladın… Seni davet ediyorlar. siniz… Ben… Benim doğduğum yerde, kimsem yok… Ora da iletişime geçecek kimsem yok… Vlasenica. İsnam Talyiç’in doğduğu yer. Bosna-Hersek’in kuzeydoğu’sunda bulunan bir kasaba ve savaş esnasında tam anlamıyla katliama kurban gitmiş.

 

Yapılan eziyetleri burada yazmayacağım ama ya sananlar, isnam Talyiç’in üzerinde çok derin yaralar bırakmıştı ve o yaralarını yazarak iyileştirmeye çalışmıştı Romanında, büyük acısını şu sözlerle anlatıyordu: Bir zamanlar var olan Vlasenica artık o Lasenica değil. Hiçbir zaman da olmayacak. 1992 senesinde Vlasenica var olmaktan tamamen vazgeçti çünkü en zalim şekilde yok edildi. Eğer hâlâ daha Vlasenica diye bir yer haritalarda gözüküyorsa, o haritalar ya eskidir ya da ayniları yeniden basılmıştır. Vlasenica artık sadece hayallerde ve hafizalarda olabilir. Bu da ancak edebi kurgu ile mümkündür. Vlasenica nın ambleminde 1244 senesi yazıyordu.

 

Bir kasaba, ne kadar eski olursa olsun, onun tarihini gençlere anlatacak bir yasa- yani yoksa o kasabayı yaşatmak da mümkün değildir. O kasabada yaşayanlar, 1992 yılının ilkbahar ve yaz mevsimleri arasında, ya öldürülmüşler ya da kovulmuşlar Ljubuski kasabasında ismi “Feyzic Bahçesi” olan yerde birkaç dakika içinde etkinlikler başlayacaktı ve insanlar her yeri doldurmuştu. Mantıklı olan, ilk konuşmayı bir sürü ödül almış ve onlarca eser üretmiş isnam Taljic’in yapmasıydı. Üstelik Taljic, yaş olarak da bizden büyüktü.

 

Tam o sırada yanıma Faruk Jakic geldi ve İsnam ile konuştuğunu, onun ilk konuşmayı benim yapmamı istediğini söyledi. Doğduğum kasabada, akrabalarımın ve eski aile dostlarımın önünde beni onurlandırdı kimilerine küçük gelebilir, ama değil. Özellikle yaşadığımız ego dolu günlerde bu dolu bir mükemmel gecede sohbetimizi bir türlü bitiremiyorduk.

 

Çok kalabalıktık ve herkes konuşuyordu… Programdan son- bizim dostumuz Faruk Jakic’in bahçesinde saatler süren sohbete dostluk çok güzeldi. Hatta ertesi gün bile devam ettik: sabah kahından başlayarak, sonra dönüş yolunda kahve ve börek molaları valt vererek Sarayevo ya geldik.

 

Yıldızlarla dolu bir mükemmel gecede sohbetimizi bir türlü bitiremiyorduk. Çok kalabalıktık ve herkes konuşuyordu… Programdan sonra, bizim dostumuz Faruk Jakic’in bahçesinde saatler süren sohbet ve dostluk çok güzeldi. Hatta ertesi gün bile devam ettik: sabah kahvaltısından başlayarak, sonra dönüş yolunda kahve ve börek molaları vererek Sarayevo’ya geldik. Aylar sonra bir gün: Cep telefonum çaldı ve ekranda İsnam Taljic, yazıyordu. Büyük ihtimalle eylül sonuydu. “Bir kahve içersek çok memnun olurum… Haydi haberle ikimizin de müsait bir zamanında…” dedik Ama… Yetişemedik. 12 Ekim tarihinde erken saatlerde dostum ve arkadaşım Mirnes Kovaç tan mesaj geldi İsnam Taljic öldü…

 

Dün gece Hayatın tek ve geçici olduğunu bildiğim halde; insan yine de kala kalıyor. Hatıralar başlıyor… Geçmişimizden en güzel hatıra fotoğrafları çıkarmak gerek. Haberi aldıktan birkaç dakika sonrası, fotoğraf albümümü açtım ve isnam ile çektirdiğim son fotoğraflara Bu dünyada bizim son görüşmemiz…

 

İsnam’in gidisi ile ilgili haberler medyaya çok çabuk ulaştı. Bir tane veda yazısı hep hatırlayacağım ve yazının başlığı, isnam’in yazdığı Fatih Sultan Mehmet, Boşnaklar ve Bosna ile ilgili olan romanın başlığını taşıyordu.

 

“Kırmızı elma ağacının altında yine görüşeceğiz”

Evet, tam olarak öyle…

EDİN KREHİÇ

 

 

Kaynak: Cins

http://haber228.com/wp-content/uploads/2018/05/köşe-yazısı-KIRMIZI-ELMA-AĞACININ-ALTINDA-YİNE-GÖRÜŞECEĞİZ.jpg
KIRMIZI ELMA AĞACININ ALTINDA YİNE GÖRÜŞECEĞİZ


Bu Habere Yorum Yapmak İstermisiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.