Nöbetçi Eczane

Bilecik'in merkez ve ilçelerinin güncel nöbetçi eczanelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.
Haber Tarihi: 9 Mayıs 2018, Saat 17:20 0 Yorum

» SEVİP DE KAVUŞAMAYANLAR MEMLEKETİ

SEVİP DE KAVUŞAMAYANLAR MEMLEKETİ

Bu haberi sosyal medyada paylaş



Bir gün dershaneden çıktık Orhan’la. Sene 20o4-20o5. Konya en sert kuşlarından birini yaşıyordu. Dedi ki Derya’yı görmeye gidelim dershane çıkışına. Deryanın Orhan’ın yaşadığından bile haberi yok. Platonik aşkın dibinde Orhan. Bizim ders biter bitmez koşa koşa gittik onun dershanesinin önüne. Çıkmasını bekliyoruz. Zil çaldı, insanlar çıkmaya başladı. Dışarıda tipi var. Biz atkı berelere sarınmışız, Derya’yı bekliyoruz.

 

Dershanedeyiz. O vakitler ÖSS var. Sınavda kazandın kazandın, kazanamadın başka şansın yok. Bir sene çalış 180 dakikada hayatin şekillensin. Abuk sabuk bir iş. Çok bilmiyorum ama şimdi de farklı değil sanırım. Neyse, bizim lise bitmiş, ilk sene kazanamamışız. O vakitler dershaneler Türkiye’de baharını yaşıyor.

 

Her yer dershane ve hepsi ağzına kadar dolu. Dershaneler pahalı, üniversiteyi ilk sene kazanamamamın mahcubiyeti üzerimizde ama tabii o sıralar Counter oynamak üniversiteyi kazanmaktan daha tatlı geliyordu. Sonradan anladık ki isin rengi o sınav öyle değil, kazanamazsak organize sanayinin yolu görünecek hepimize. Yaş da geçmiş, 17 yaşından sonra bir yere çırak olsan fena ezerler, dokunur delikanlı adama. Kafalarımızda bin bir düşünce, it gibi çalışıyoruz. Ben yine çok çalışmadım ama Orhan çok çalışıyordu. Hem çalışıyordu hem de fena aşıktı. Soru çözerken darlanıp test kitabına da sınav sistemine de ÖSYM başkanına da sövüp fena bir türkü açarak çaktırmadan sigara içiyordu bildiğim kadarıyla. Hiç görmedim o şekilde ama eminim ki ayni böyle yapıyordu. Test kitaplarına Derya yazıyordu. Derya. Dertler Derya olmuştu o da bir sandal, savrulup gitmek üzereydi ki ÖSS müsaade etmiyordu. Ağız tadıyla aşk acısı çekmene bile izin vermiyorlardı. Ne zaman verdiler ki? Tam aşk acısı çekecek olsan deneme sınavı falan oluyor. Üniversitede çekeyim desen ya vizeler başlıyor ya finaller, zor iş! En güzeli vizeye finale adam gibi çekmek o aşk acısını. Bir daha fırsat olmayacak Çünkü Bir gün dershaneden çıktık Orhan’la.

 

 

Sene 2004-2005. Konya en sert kışlarından birini yaşıyordu. Dedi ki “Derya’yı görmeye gidelim dershane çıkışına.” Derya’nın Orhan’ın yaşadığından bile haberi yok. Platonik aşkın dibinde Orhan. Bizim ders biter bitmez koşa koşa gittik onun dershane- sinin önüne. Çıkmasını bekliyoruz. Zil çaldı, insanlar çıkmaya başladı. Dışarıda tipi var. Biz atkı berelere sarınmışız, sümüğümüz donmuş ama Derya’yı bekliyoruz. Nihayet çıktı, öyle bir çıkışla çıktı ki bizim oğlanın dizinin bağı çözüldü, düşe yazdı yere. Derya yoluna devam etti, biz de arkasından gitmeye başladık. Orhan biraz daha göreyim derdiyle, yüzünü göremese de yürümeye devam ediyordu. Ben de onunla beraber…

 

 

Kafamızda bereler atkılar var ama yine de üşüyoruz. Birini takip etmeninin heyecan ve korkusuyla yolda yürüyüp gidiyoruz. Sanki biri gelecek de “Siz kızı mi takip ediyonuz lan” deyip dalacak bize Korku da var heyecan da ama bir tek yılmak yok yola devam! O tipi de öylece yürürken bizim oğlan bir anda bereyi çıkarttı attı. “Napıyon lan manyak misin” dedim. O da; Derya’nın kafasında bere yok o üşürken ben sıcak mi olayım” dedi. Biz yürümeye devam ettik, evine girdi Derya, biz geri döndük. Bir dostun aşkının acısına şahit olmanın kederiyle birer sigara yaktık ve söylemeye başladık: “Dertler derya olmuş ben de bilir sandal, devrilip batmışım boğulmuşum ben Hikayenin sonunda ne mi oldu? Şaşırtıcı bir son değil; Çobanoğlu’nun dediği çıktı. Zaten şairler hep hakli çıkıyor: “Bilesin kavuşmak yok kısmını ancak dur.” Derya ve nice Deryalar kuşluk çağında bir düş olarak kaldı hep…

 

Sağa sola bakıyorum, gerek dost sohbetlerinde gerek sosyal medyada neredeyse kimsenin güzel bir sevda türküsü, güzel bir sevda şiiri olur paylaştığını görmüyorum. Neden yahu? “Sevda sarınan olur ama sanki hiç sevdalanan yokmuş gibi. Nefes aldığından bile ha berinin bildiği bir kıza aşık olan biri kaldı mı acaba diyorum, illa ama birini görürsem mutlu olacağım. Politikaya, si ve askeri meselelere o kadar tam olduk ki bir şeyleri kaçırdık sanki. Çok insani, çok gerçek, çok güzel bir şeyleri kaçırdık hem de Herkes bizden çok şeyler bekliyor.

 

Herkes bizden her şeyi değiştirmemizi bekliyor. Memleket öyle bir hale geldi ki hepimiz tek başımıza bir şeyleri düzeltecek kudrette hissediyoruz kendimizi aşık olmuyor sanki kimse Bazen üniversiteye yeni başlamış arkadaşlarla oturuyoruz, öyle ağır öyle yüce öyle büyük meselelerden bahsediyorlar ki sanki kalplerinde sevdaya yer yokmuş gibi hiç.

 

Manyak misiniz oğlum gidin aşık olun” diyorum. “Gidin aşık olun, aşk acısı çekin ve insanlığınızı tamamlayın, hiç yoktan soluğunuza bir faydası olur aşık olmanın” diyorum. Enteresan bir hissizlik var. Üzülüyorum Geçenlerde YouTube’da dolanırken bir video denk geldi. Video’nun adı: “x Hoca’dan aşık olan gence Hoca’nın adını vermeye lüzum yok. Hoca sohbet ediyor, eline bir kağıt gelmiş, o kağıttaki soruyu cevaplayacak. Soruda şu yazıyor: “Aşk illetine tutulan bir Müslüman genç ne yapmalı?” Buyur buradan yak! Daha baştan olay bitti. Aşk illeti ne demek yahu? Soruyu eğer kendileri sormadıysa ki bana öyle geliyor soruyu soran arkadaş derdin den yorulmuş olmalı ki böyle demiş.

 

Bence arkadaş hamd etmeli Allah’a Allah ona aşık olma halini bahsettiği için. Hoca soruyu okurken salonda müstehzi ve mahcup karışımı bir gülüşmeler, sanki ayıp bir şeyden diliyor gibi. Şöyle diyor Hoca soruyu okuyunca “zaten hastalık olarak kabul ediyorsa elhamdülillah devası Kur’an-ı Kerim olacaktır.  x2 hızla videonun tamamını izledim; baştan aşağı fecaatle dolu. Aşık olanlara ölüm rabitası yapmayı falan öneriyor hoca kurtulmak için.

 

Bir ilahiyatçı ise; Aşk haram dır, ister ilahi aşk olsun ister platonik olsun, haramdır, obezite gibidir. Bir yın aşırısı haramdır ya, işte aşk da aşırıdır o yüzden haramdır” diyor. Tramvay ben dım” diyesi geliyor insanın bunları duyunca. Enteresan kafalar. Bu anların gönlü var mı yoksa neyle yaşıyon, varsa bu nasıl gönül diye sormadan edemiyor insan Halbuki bir insana gerçekten aşık olmayan birinin, birini susar gibi özleme yen birinin, ne kalem şiir yazmasa da, içli içli bir türkü söylemese de sessizce bir kenarda yahut ağlayarak türkü dinlemeyen birinin insanlığını tamamlandığını düşünebilir mi? Geceyi uykusuz geçinmeyen, sabahlara kadar Mecnun gibi Leyla gibi bakmadan hakikatin ne olduğu anlaşılabilir mi? Bence zor abi hüzünlüdür, yumuşaktır.

 

Aşık olanın insanlara da tabiata da merhameti artar. Aşık olmak günah değildir. Günahtan bahsedeceksek günaha mecbur eden durumlardan bahsedelim. Toplu taşıma itiş tıkış istif edilmelerimiz den mesela. Yiyip içtiklerimizlerden bahsedelim aşktan değil. Bırakın gençler aşık olsun, hatta aşık olsun. Su akar yatağını bulur demiş atalar. Eğer Su akmazsa yatağını bulmaz. Bırakın aksin sular, mutlaka yatağın bulacaktır. Bizim Orhan’in hikayesi gibi nasılsa Türkiye sevip de kavuşamayanlar memleketi bari siz üzmeyin çocukları…

RAŞİT ULAŞ

 

 

 

Kaynak: Cins

Bir gün dershaneden çıktık Orhan’la. Sene 20o4-20o5. Konya en sert kuşlarından birini yaşıyordu. Dedi ki Derya’yı görmeye gidelim dershane çıkışına. Deryanın Orhan’ın yaşadığından bile haberi yok. Platonik aşkın dibinde Orhan. Bizim ders biter bitmez koşa koşa gittik onun dershanesinin önüne. Çıkmasını bekliyoruz. Zil çaldı, insanlar çıkmaya başladı. Dışarıda tipi var. Biz atkı berelere sarınmışız, Derya’yı bekliyoruz.

 

Dershanedeyiz. O vakitler ÖSS var. Sınavda kazandın kazandın, kazanamadın başka şansın yok. Bir sene çalış 180 dakikada hayatin şekillensin. Abuk sabuk bir iş. Çok bilmiyorum ama şimdi de farklı değil sanırım. Neyse, bizim lise bitmiş, ilk sene kazanamamışız. O vakitler dershaneler Türkiye’de baharını yaşıyor.

 

Her yer dershane ve hepsi ağzına kadar dolu. Dershaneler pahalı, üniversiteyi ilk sene kazanamamamın mahcubiyeti üzerimizde ama tabii o sıralar Counter oynamak üniversiteyi kazanmaktan daha tatlı geliyordu. Sonradan anladık ki isin rengi o sınav öyle değil, kazanamazsak organize sanayinin yolu görünecek hepimize. Yaş da geçmiş, 17 yaşından sonra bir yere çırak olsan fena ezerler, dokunur delikanlı adama. Kafalarımızda bin bir düşünce, it gibi çalışıyoruz. Ben yine çok çalışmadım ama Orhan çok çalışıyordu. Hem çalışıyordu hem de fena aşıktı. Soru çözerken darlanıp test kitabına da sınav sistemine de ÖSYM başkanına da sövüp fena bir türkü açarak çaktırmadan sigara içiyordu bildiğim kadarıyla. Hiç görmedim o şekilde ama eminim ki ayni böyle yapıyordu. Test kitaplarına Derya yazıyordu. Derya. Dertler Derya olmuştu o da bir sandal, savrulup gitmek üzereydi ki ÖSS müsaade etmiyordu. Ağız tadıyla aşk acısı çekmene bile izin vermiyorlardı. Ne zaman verdiler ki? Tam aşk acısı çekecek olsan deneme sınavı falan oluyor. Üniversitede çekeyim desen ya vizeler başlıyor ya finaller, zor iş! En güzeli vizeye finale adam gibi çekmek o aşk acısını. Bir daha fırsat olmayacak Çünkü Bir gün dershaneden çıktık Orhan’la.

 

 

Sene 2004-2005. Konya en sert kışlarından birini yaşıyordu. Dedi ki “Derya’yı görmeye gidelim dershane çıkışına.” Derya’nın Orhan’ın yaşadığından bile haberi yok. Platonik aşkın dibinde Orhan. Bizim ders biter bitmez koşa koşa gittik onun dershane- sinin önüne. Çıkmasını bekliyoruz. Zil çaldı, insanlar çıkmaya başladı. Dışarıda tipi var. Biz atkı berelere sarınmışız, sümüğümüz donmuş ama Derya’yı bekliyoruz. Nihayet çıktı, öyle bir çıkışla çıktı ki bizim oğlanın dizinin bağı çözüldü, düşe yazdı yere. Derya yoluna devam etti, biz de arkasından gitmeye başladık. Orhan biraz daha göreyim derdiyle, yüzünü göremese de yürümeye devam ediyordu. Ben de onunla beraber…

 

 

Kafamızda bereler atkılar var ama yine de üşüyoruz. Birini takip etmeninin heyecan ve korkusuyla yolda yürüyüp gidiyoruz. Sanki biri gelecek de “Siz kızı mi takip ediyonuz lan” deyip dalacak bize Korku da var heyecan da ama bir tek yılmak yok yola devam! O tipi de öylece yürürken bizim oğlan bir anda bereyi çıkarttı attı. “Napıyon lan manyak misin” dedim. O da; Derya’nın kafasında bere yok o üşürken ben sıcak mi olayım” dedi. Biz yürümeye devam ettik, evine girdi Derya, biz geri döndük. Bir dostun aşkının acısına şahit olmanın kederiyle birer sigara yaktık ve söylemeye başladık: “Dertler derya olmuş ben de bilir sandal, devrilip batmışım boğulmuşum ben Hikayenin sonunda ne mi oldu? Şaşırtıcı bir son değil; Çobanoğlu’nun dediği çıktı. Zaten şairler hep hakli çıkıyor: “Bilesin kavuşmak yok kısmını ancak dur.” Derya ve nice Deryalar kuşluk çağında bir düş olarak kaldı hep…

 

Sağa sola bakıyorum, gerek dost sohbetlerinde gerek sosyal medyada neredeyse kimsenin güzel bir sevda türküsü, güzel bir sevda şiiri olur paylaştığını görmüyorum. Neden yahu? “Sevda sarınan olur ama sanki hiç sevdalanan yokmuş gibi. Nefes aldığından bile ha berinin bildiği bir kıza aşık olan biri kaldı mı acaba diyorum, illa ama birini görürsem mutlu olacağım. Politikaya, si ve askeri meselelere o kadar tam olduk ki bir şeyleri kaçırdık sanki. Çok insani, çok gerçek, çok güzel bir şeyleri kaçırdık hem de Herkes bizden çok şeyler bekliyor.

 

Herkes bizden her şeyi değiştirmemizi bekliyor. Memleket öyle bir hale geldi ki hepimiz tek başımıza bir şeyleri düzeltecek kudrette hissediyoruz kendimizi aşık olmuyor sanki kimse Bazen üniversiteye yeni başlamış arkadaşlarla oturuyoruz, öyle ağır öyle yüce öyle büyük meselelerden bahsediyorlar ki sanki kalplerinde sevdaya yer yokmuş gibi hiç.

 

Manyak misiniz oğlum gidin aşık olun” diyorum. “Gidin aşık olun, aşk acısı çekin ve insanlığınızı tamamlayın, hiç yoktan soluğunuza bir faydası olur aşık olmanın” diyorum. Enteresan bir hissizlik var. Üzülüyorum Geçenlerde YouTube’da dolanırken bir video denk geldi. Video’nun adı: “x Hoca’dan aşık olan gence Hoca’nın adını vermeye lüzum yok. Hoca sohbet ediyor, eline bir kağıt gelmiş, o kağıttaki soruyu cevaplayacak. Soruda şu yazıyor: “Aşk illetine tutulan bir Müslüman genç ne yapmalı?” Buyur buradan yak! Daha baştan olay bitti. Aşk illeti ne demek yahu? Soruyu eğer kendileri sormadıysa ki bana öyle geliyor soruyu soran arkadaş derdin den yorulmuş olmalı ki böyle demiş.

 

Bence arkadaş hamd etmeli Allah’a Allah ona aşık olma halini bahsettiği için. Hoca soruyu okurken salonda müstehzi ve mahcup karışımı bir gülüşmeler, sanki ayıp bir şeyden diliyor gibi. Şöyle diyor Hoca soruyu okuyunca “zaten hastalık olarak kabul ediyorsa elhamdülillah devası Kur’an-ı Kerim olacaktır.  x2 hızla videonun tamamını izledim; baştan aşağı fecaatle dolu. Aşık olanlara ölüm rabitası yapmayı falan öneriyor hoca kurtulmak için.

 

Bir ilahiyatçı ise; Aşk haram dır, ister ilahi aşk olsun ister platonik olsun, haramdır, obezite gibidir. Bir yın aşırısı haramdır ya, işte aşk da aşırıdır o yüzden haramdır” diyor. Tramvay ben dım” diyesi geliyor insanın bunları duyunca. Enteresan kafalar. Bu anların gönlü var mı yoksa neyle yaşıyon, varsa bu nasıl gönül diye sormadan edemiyor insan Halbuki bir insana gerçekten aşık olmayan birinin, birini susar gibi özleme yen birinin, ne kalem şiir yazmasa da, içli içli bir türkü söylemese de sessizce bir kenarda yahut ağlayarak türkü dinlemeyen birinin insanlığını tamamlandığını düşünebilir mi? Geceyi uykusuz geçinmeyen, sabahlara kadar Mecnun gibi Leyla gibi bakmadan hakikatin ne olduğu anlaşılabilir mi? Bence zor abi hüzünlüdür, yumuşaktır.

 

Aşık olanın insanlara da tabiata da merhameti artar. Aşık olmak günah değildir. Günahtan bahsedeceksek günaha mecbur eden durumlardan bahsedelim. Toplu taşıma itiş tıkış istif edilmelerimiz den mesela. Yiyip içtiklerimizlerden bahsedelim aşktan değil. Bırakın gençler aşık olsun, hatta aşık olsun. Su akar yatağını bulur demiş atalar. Eğer Su akmazsa yatağını bulmaz. Bırakın aksin sular, mutlaka yatağın bulacaktır. Bizim Orhan’in hikayesi gibi nasılsa Türkiye sevip de kavuşamayanlar memleketi bari siz üzmeyin çocukları…

RAŞİT ULAŞ

 

 

 

Kaynak: Cins

http://haber228.com/wp-content/uploads/2018/04/SEVİP-DE-KAVUŞAMAYANLAR-MEMLEKETİ.jpg
SEVİP DE KAVUŞAMAYANLAR MEMLEKETİ