NEDEN? – Bilecik Haber | Haber228 | Bilecik Haber | Haber228

Nöbetçi Eczane

Bilecik'in merkez ve ilçelerinin güncel nöbetçi eczanelerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.
Haber Tarihi: 30 Aralık 2017, Saat 16:10 0 Yorum

» NEDEN?

NEDEN?

Bu haberi sosyal medyada paylaş



“Bugün yurdumuzda yaşayan hiç kimse, ne kadar bilgiçlik taslarsa taslasın, 1880’lerin ünlü Kazaskerleri Ahmet Cevdet Paşa’dan daha bilgili, daha dindar, daha Türk, daha Müslüman olamaz. Bunun maddeten ve manen imkanı yoktur.”

Kemal Tahir

 

Külliyatını keyifle ve zevkle okumuş biri olarak diyebilirim kiKemal Tahir Cevdet Paşa’yı okumamıştır. Buna rağmen mukayese standardı olarak Paşa’yı alması herhalde sanatkar sezgisi olsa gerektir. O halde denilebilir ki insanın haklı olduğunun ortaya çıkması, davayı kazanmasından daha ehemmiyetlidir.

 

 

Cevdet Paşa yolu medreseden ve tekkeden geçen adamıdır. Filozofların tarihçi tarihçilerin filozof oldu son tarih emsilcilerindendir. Hem siyasi hem de felsefimi ile eren bir devletin ve milletin mütebakisi olarak, buhran, nasıl adam yetiştirebileceğinin müşahhas örneklerini verir. milletlerin hafızası ve aklı olduğu en iyi şekilde, devletin yen nasıl nizamlanabileceğinin standartlarını aradığı Tarih-i Cevo görülür. Burada dönemin hangi fikri zemin ve kavramsal çerçi üzerine oturtulabileceğini gösterir.

 

 

Tarih nasıl gelirse şahsiyet de tarih haline gelir. Sırtını bir kayaya verir gibi yazdığı tarihi siyaset için bir meşale olarak görür. Devleti hikmetin yani hakikatin idare etmesi gerektiğinde ısrar eder. Hakikatin siya­sete siyasetin de insanlara hükmetmesini ister. Makam ve baş olma etrafında kendini gösteren rekabetin başka şeye benzemediğini defa­larca tecrübe eder. Siyaseti mütefekkirler için gurbet olmaktan çıkarır. Dili alim kalbi cahil adamlarda görüldüğü üzere karakteri söğüt ağacı gibi rüzgara göre sallanmaz.

 

 

Devlet sırlarını can gibi gizli tutar.. Bu vadide en iyi sermayenin ihlas ve sa­dakat olduğunu çok iyi bilir. Adaletin en büyük ibadet olduğunu tasdik eder. İslam’a intikal ettiğimiz dönemde kimliğimizi şekillendiren Fârâbî ve Yusuf Has Hâcib gibi modernleşme devrinde hüviyetimize sekil verir. İtibar ye şerefin devletin itibar ve şerefine bağlı olduğunu çok iyi bildiği için felsefi sebeplerle sâdıktır.

 

 

Sakalını İngiliz, Fransız ve Rus elçilerinin eline vermez. Devlete mu­halefet edenlerin asi ve bağı olduğundan şüphe etmez. idam edilmeyip mühlet verilseydi tekrar Viyana ’ya girebileceğimize inanır. Hâlâ cihadın fonksiyonelliğini tasdik eder. Varisi olduğu tec­rübeden hareketle cağına hitap eder. Zamanı gelen ve geçen şeylere dahiyane bir şekilde işaret eder. Bu cephesiyle eser hem bir tarih hem de bir siyasetnamedir. Haldun ile boy ölçüştüğü bu klasiğin girişi ve Mukaddime tercemesine düştüğü şerhler. Paşa’yı filozof çehresine büründürür. İbn Haldun bu şekilde Cevdet Pasa olduğu gibi Tarih-i Cevdet de Mukaddime olur. Bazı hadiseleri mistik yoldan izah etme gereği duymasını tekkede geçen günlerine ve Mesnevi icazetnamesine borçludur. Esere bakıp mimarı bilir. Kendine bakıp Allah’ı görür. Sözü burada aldığı terbiye sayesinde öz haline getirir.

 

 

Söyledikleri kadar söylemedikleri de ehemmiyetlidir. Kaleme aldığı Kısas-ı Enbiya ile menkıbelerin halkın tarihi olduğunu billurlaştırır. Akıp giden dünyaya karşı hala direnen şeylerin varlığında ısrar eder. Hanefî-Mâtürîdî geleneği günün hadisesi haline getirmesinde görü­leceği üzere ciddiye ve dikkate aldığı her düşünürü çağdaşı haline getirir. Müslümanları tahkir ederek İslam’ı savunduğunu zanneden ahlaka yabancıdır. Düşünceyi hayata taşır. Her türlü nazariyeyi am­pirik bir şekle sokar.

 

 

Belirli bir disipline saplanıp kalarak mütefekkir olunamayacağını, hayranı olduğu Gazzalı gibi yeni baştan tesciller. Bilir ki beyliklere dönüşen imparatorluk ortadan kalkar. Mezar taşın­daki asrımızın ibn Kemâl’i idi mısraı, bütün bunları hülasa edebilecek vasıftadır. Bu zaviyeden bakıldığında II. Abdülhamid Han, ibnülemin, Ahmed Midhat Efendi, Mehmed Âkif, Süleyman Nazif, Yûsuf Akçura, Köprülü ve elbette ki Yahya Kemal ile Tanpınar’ın Cevdet Paşa’da kendilerini bulmaları şaşırtıcı değildir. Bir cümleyle fikrî ve siyasî bir geleneği var eden şey, o tecrübenin yaslandığı gelenektir.

 

 

Gü­nümüzdeki Fransızlar Descartes üzerine metinler kaleme alırlar, Almanlar Kant’a haşiyeler düzerler. Biz ise neyin varisi olmamız gerektiği konusunda henüz mutabakata yaramadığımız için nereye ait olduğu belli olmayan insanlara üstad payesi veririz. Lafı uzatma­yalım: Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı gün Cevdet Paşa gibi adamları yetiştirdiğimiz günlere veda ettik. Geleceğe dair ümitlerimizi geçmişi reddetme üzerine kurduk, başkalarının hayatını tecrübe ederek ken­dimizi inşaya kalktık. Şu durumda geçip giden, salası verilen yalnızca zaman değildir.
Dünya görüşünü hayat tarzı haline getirmeyen insanlardan bu mem­leketin ne çektiğini bilen bilir. Onun için Paşa’nın karikatürlerine bile razıyız. Tavuk pazarı kahvehanelerinde sandalye verilmeyecek bazı kimseler, üniversite kürsülerinde sahne alıyor. Bugün bir kısım ho­calar Cevdet Paşa’nın müderrisliği yanında Prof, değil esnaftır. Hik­met de pazara çıkarılan malları satmak için damgalanan bir etikettir, ilmin haysiyeti alınıp verilir bir şey olmadığına göre zihnine kramp giren adamları düşünür zannetmekten vazgeçelim. Dil bir kulak iki deyip susalım.

FATİK M. ŞEKER

 

Kaynak:Cins

“Bugün yurdumuzda yaşayan hiç kimse, ne kadar bilgiçlik taslarsa taslasın, 1880’lerin ünlü Kazaskerleri Ahmet Cevdet Paşa’dan daha bilgili, daha dindar, daha Türk, daha Müslüman olamaz. Bunun maddeten ve manen imkanı yoktur.”

Kemal Tahir

 

Külliyatını keyifle ve zevkle okumuş biri olarak diyebilirim kiKemal Tahir Cevdet Paşa’yı okumamıştır. Buna rağmen mukayese standardı olarak Paşa’yı alması herhalde sanatkar sezgisi olsa gerektir. O halde denilebilir ki insanın haklı olduğunun ortaya çıkması, davayı kazanmasından daha ehemmiyetlidir.

 

 

Cevdet Paşa yolu medreseden ve tekkeden geçen adamıdır. Filozofların tarihçi tarihçilerin filozof oldu son tarih emsilcilerindendir. Hem siyasi hem de felsefimi ile eren bir devletin ve milletin mütebakisi olarak, buhran, nasıl adam yetiştirebileceğinin müşahhas örneklerini verir. milletlerin hafızası ve aklı olduğu en iyi şekilde, devletin yen nasıl nizamlanabileceğinin standartlarını aradığı Tarih-i Cevo görülür. Burada dönemin hangi fikri zemin ve kavramsal çerçi üzerine oturtulabileceğini gösterir.

 

 

Tarih nasıl gelirse şahsiyet de tarih haline gelir. Sırtını bir kayaya verir gibi yazdığı tarihi siyaset için bir meşale olarak görür. Devleti hikmetin yani hakikatin idare etmesi gerektiğinde ısrar eder. Hakikatin siya­sete siyasetin de insanlara hükmetmesini ister. Makam ve baş olma etrafında kendini gösteren rekabetin başka şeye benzemediğini defa­larca tecrübe eder. Siyaseti mütefekkirler için gurbet olmaktan çıkarır. Dili alim kalbi cahil adamlarda görüldüğü üzere karakteri söğüt ağacı gibi rüzgara göre sallanmaz.

 

 

Devlet sırlarını can gibi gizli tutar.. Bu vadide en iyi sermayenin ihlas ve sa­dakat olduğunu çok iyi bilir. Adaletin en büyük ibadet olduğunu tasdik eder. İslam’a intikal ettiğimiz dönemde kimliğimizi şekillendiren Fârâbî ve Yusuf Has Hâcib gibi modernleşme devrinde hüviyetimize sekil verir. İtibar ye şerefin devletin itibar ve şerefine bağlı olduğunu çok iyi bildiği için felsefi sebeplerle sâdıktır.

 

 

Sakalını İngiliz, Fransız ve Rus elçilerinin eline vermez. Devlete mu­halefet edenlerin asi ve bağı olduğundan şüphe etmez. idam edilmeyip mühlet verilseydi tekrar Viyana ’ya girebileceğimize inanır. Hâlâ cihadın fonksiyonelliğini tasdik eder. Varisi olduğu tec­rübeden hareketle cağına hitap eder. Zamanı gelen ve geçen şeylere dahiyane bir şekilde işaret eder. Bu cephesiyle eser hem bir tarih hem de bir siyasetnamedir. Haldun ile boy ölçüştüğü bu klasiğin girişi ve Mukaddime tercemesine düştüğü şerhler. Paşa’yı filozof çehresine büründürür. İbn Haldun bu şekilde Cevdet Pasa olduğu gibi Tarih-i Cevdet de Mukaddime olur. Bazı hadiseleri mistik yoldan izah etme gereği duymasını tekkede geçen günlerine ve Mesnevi icazetnamesine borçludur. Esere bakıp mimarı bilir. Kendine bakıp Allah’ı görür. Sözü burada aldığı terbiye sayesinde öz haline getirir.

 

 

Söyledikleri kadar söylemedikleri de ehemmiyetlidir. Kaleme aldığı Kısas-ı Enbiya ile menkıbelerin halkın tarihi olduğunu billurlaştırır. Akıp giden dünyaya karşı hala direnen şeylerin varlığında ısrar eder. Hanefî-Mâtürîdî geleneği günün hadisesi haline getirmesinde görü­leceği üzere ciddiye ve dikkate aldığı her düşünürü çağdaşı haline getirir. Müslümanları tahkir ederek İslam’ı savunduğunu zanneden ahlaka yabancıdır. Düşünceyi hayata taşır. Her türlü nazariyeyi am­pirik bir şekle sokar.

 

 

Belirli bir disipline saplanıp kalarak mütefekkir olunamayacağını, hayranı olduğu Gazzalı gibi yeni baştan tesciller. Bilir ki beyliklere dönüşen imparatorluk ortadan kalkar. Mezar taşın­daki asrımızın ibn Kemâl’i idi mısraı, bütün bunları hülasa edebilecek vasıftadır. Bu zaviyeden bakıldığında II. Abdülhamid Han, ibnülemin, Ahmed Midhat Efendi, Mehmed Âkif, Süleyman Nazif, Yûsuf Akçura, Köprülü ve elbette ki Yahya Kemal ile Tanpınar’ın Cevdet Paşa’da kendilerini bulmaları şaşırtıcı değildir. Bir cümleyle fikrî ve siyasî bir geleneği var eden şey, o tecrübenin yaslandığı gelenektir.

 

 

Gü­nümüzdeki Fransızlar Descartes üzerine metinler kaleme alırlar, Almanlar Kant’a haşiyeler düzerler. Biz ise neyin varisi olmamız gerektiği konusunda henüz mutabakata yaramadığımız için nereye ait olduğu belli olmayan insanlara üstad payesi veririz. Lafı uzatma­yalım: Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı gün Cevdet Paşa gibi adamları yetiştirdiğimiz günlere veda ettik. Geleceğe dair ümitlerimizi geçmişi reddetme üzerine kurduk, başkalarının hayatını tecrübe ederek ken­dimizi inşaya kalktık. Şu durumda geçip giden, salası verilen yalnızca zaman değildir.
Dünya görüşünü hayat tarzı haline getirmeyen insanlardan bu mem­leketin ne çektiğini bilen bilir. Onun için Paşa’nın karikatürlerine bile razıyız. Tavuk pazarı kahvehanelerinde sandalye verilmeyecek bazı kimseler, üniversite kürsülerinde sahne alıyor. Bugün bir kısım ho­calar Cevdet Paşa’nın müderrisliği yanında Prof, değil esnaftır. Hik­met de pazara çıkarılan malları satmak için damgalanan bir etikettir, ilmin haysiyeti alınıp verilir bir şey olmadığına göre zihnine kramp giren adamları düşünür zannetmekten vazgeçelim. Dil bir kulak iki deyip susalım.

FATİK M. ŞEKER

 

Kaynak:Cins

http://haber228.com/wp-content/uploads/2017/12/köşe-yazısı-neden-ahmet-cevdet-paşa.jpg
NEDEN?


Bu Habere Yorum Yapmak İstermisiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.